ANALİZ
Yakın bir gelecekte örneğin mayıs ayında bir ara seçim olabilir mi?
CHP Genel Başkanı Özgür Özel bunu sağlamak için Meclis’teki partileri ziyaret etmeyi sürdürüyor.
İlk günlerde bu öneri pek ciddiye alınmamış gibi görünüyordu.
Hatta bu öneri AKP’de alayla karşılandı, “İstifa etsinler, 20’sini onaylarız, ikisini onaylamayız hem seçim olmaz hem de CHP 20 milletvekili kaybeder” diyenler de oldu.
Ancak Erdoğan’ın “bizim gündemimizde yok” sözleri ile durum farklı hale geldi.
Özel’in turları ile de hava iyice değişti.
Çünkü ara seçim sadece Meclisteki sandalye sayısının yüzde 5’inin yani 30’unun eksilmesiyle yapılmıyor.
Anayasa gereği genel seçimden 30 ay sonra, genel seçimden bir yıl öncesi boş milletvekillikleri için seçim yapılabiliyor.
Bunun için Meclis kararı gerekiyor.
İşte AKP’nin sıkıştığı nokta burası.
İster 8 ister 30 milletvekili için seçim gündemde.
“Bizim gündemimizde yok” demek bir anlamda “Ben şu an seçime gidemem, gitmem” demektir ki bu açıkça “seçimden korkmak” anlamına gelir.
Özel en son Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’a gidecek.
Gerek ara seçim gerekse istifa edecek milletvekillerinin onaylanması kararını Meclis verecek.
Bu durumda Numan Kurtulmuş’un bu görüşmede bir irade beyanında bulunması gerekiyor.
Kurtulmuş’un “Biz ara seçime karşı çıkarız” demesi mümkün değil.
O halde Türkiye’nin yakın bir gelecekte yapılacak bir ara seçime gitmesi büyük olasılıktır.
BAŞIMDAN GEÇEN ŞEYLER
25 yıl sonra nostaljik buluşma
Meslek hayatımın en mutlu ve huzurlu dönemini yaşadığım Sabah gazetesinde çalıştığım pek çok arkadaşımla pazartesi akşamı bir araya geldik.
Gazetenin sahibi Dinç Bilgin küçük bir sağlık sorunu ile katılamadı bu geceye ama onun yerine oğlu Önay Bilgin aramızdaydı.
27 Ekim 2000’de TMSF Dinç Bilgin’in sahibi olduğu Etibank’a el konmuştu.
Ondan sonra her şey değişti.
Bir süre sonra Dinç Bilgin Sabah’ı ve ATV’yi Turgay Ciner’e devretmek zorunda kaldı.
Benim de Sabah günlerim bitti.
2007’de ise TMSF bu kez Sabah ve ATV’ye de el koydu.
Ardından kurulan havuzla Sabah grubu tamamen iktidarın eline geçti, bugünkü Sabah haline geldi.
O gece hepimiz duygusal anlar yaşadık.
Bana da söz verdiler ve çok kısa konuşmamda şunu söyledim;
“Bizim için hayat 2001’de bitti. Çoğumuz savrulduk gittik. Oysa çok mutlu, çok huzurlu ve özgürdük. Şimdi bunların hiçbiri kalmadı. Belki o günlerin kıymetini bilemedik. Bugün büyük fedakarlıkla kurduğumuz ve Türkiye’nin en büyük medya grubu yaptığımız Sabah’ın geldiği noktaya bakınca içimiz kan ağlıyor.”
BUNU YAZMAK GEREK
Hasan Akgün’den mektup var
İktidarın CHP’yi karalamak, kirletmek için başlattığı belediye operasyonlarına maruz kalan isimlerden biri olan Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün 11 aydır hapiste.
Büyükçekmece’ye 30 yılı aşkın süre hizmet eden Hasan Akgün cezaevinden bir mektup göndermiş.
Büyükçekmece’yi 1988 yılında ilçe yapmanın gururunu taşıdığını söyleyen Akgün “1994 yılında aday olduğumda, foseptik kokulu değil, çam kokulu bir Büyükçekmece sözü verdik. Ve yaptık! 40 yıldır çözülemeyen altyapı sorununu tam 18 ayda çözdük. Çünkü biz laf üretmedik. İş ürettik” diyor.
Akgün “Benim suçum ne?” diye sorduktan sonra şunu yazmış;
“35’ten fazla okul yapmak mı? 25’ten fazla kamu binası kazandırmak mı?
Cami, Cemevi, ibadethane yapmak mı? Vatandaşın önce can güvenliğini düşünüp, bir kenti depreme hazırlamak mı? Yoksa, ranta teslim olmayan bir belediye başkanı olmak mı? İnsanı merkeze alan sosyal belediyeciliği savunmak mı?”
11 aydır iddianamesi bile yazılmadan hapiste tutulduğunu belirten Hasan Akgün mektubunu şöyle bitirmiş;
“Ben buradayım. Kaçmadım. Saklanmadım. Hesap vermekten hiçbir zaman sakınmadım. Sadece adalet istiyorum.”
İşte Hasan Akgün’ün yazdığı mektubun tam metni:
Sevgili Can Ataklı,
Bu satırları Silivri’de, dört duvar arasında, bir hücrenin içinden yazıyorum.
Yarım asrı aşkın süredir bu ülkeye hizmet etmiş bir belediye başkanı olarak…
Bugün kendimi anlatmak zorunda bırakıldım.
Neredeyse 11 aydır özgürlüğümden mahrum bırakılıyorum.
Ve ben hâlâ ne ile suçlandığımı bilmiyorum.
Ortada bir iddianame yok.
Ama ortada bir gerçek var:
Yarım asrı aşkın emeğim, bir ömürlük hizmetim, yaklaşık 11 aydır bir hücrede tutuluyor.
Soruyorum:
Adalet bu mudur?
Bir insan, suçunu bilmeden aylarca tutsak edilir mi?
Ben bu ülkenin evladıyım.
Trabzon Araklı’da doğdum.
Çocukluğumun bir kısmı Adapazarı’nda, köy hayatının içinde geçti.
Rahmetli anneme herkes “Ayşe Ağa” derdi.
Onun insanlara, özellikle devlete hizmet edenlere gösterdiği saygıyı izleyerek büyüdüm.
Rahmetli annem bana şunu öğretti:
“İnsana hizmet, en büyük onurdur!”
Ben de hayatımı buna adadım!
Hizmete.
İnsana.
Memleketime.
18 yaşında, İstanbul’da Yeşilköy 50. Yıl Lisesi’ni bitirmiş genç bir delikanlı olarak belediyede numarataj işinde çalışmaya başladım.
Ve o gün kendime bir söz verdim:
“Bu yol, halka hizmet yoludur.”
Aradan yarım asrı aşkın zaman geçti.
Bu süre boyunca bir gün bile halktan kopmadım.
Bir gün bile insandan, hizmet etmekten vazgeçmedim.
1986 yılında dönemin Başbakanı merhum Turgut Özal dedi ki:
“Burası, Büyükçekmece ilçe olmalı.”
Biz o sözü bir cümle olarak değil, bir devlet görevi olarak aldık.
Gece gündüz çalıştık.
Ve 1988’de Büyükçekmece’yi ilçe yaptık.
Bu, bir idari karar değil…
Bir vizyonun, bir emeğin, bir inancın sonucudur.
1994 yılında aday olduğumda,
“Foseptik kokulu değil, çam kokulu bir Büyükçekmece sözü verdik.”
Ve yaptık!
40 yıldır çözülemeyen altyapı sorununu tam 18 ayda çözdük.
Çünkü biz laf üretmedik…
İş ürettik.
Bizler gücünü makamlardan değil; halkımızın sarsılmaz duasından ve Büyük Atatürk’ün “kimsesizlerin kimsesi” olarak tarif ettiği Cumhuriyetimizin kurucu iradesinden aldık.
Şehircilik doktoramı İstanbul Üniversitesi’nde yaptım.
Ben şehrimi hiçbir zaman ranta teslim etmedim.
Betona teslim etmedim.
Belki de asıl mesele budur…
Bugün bir hücredeyim.
Ailemden, sevdiklerimden, Büyükçekmece’mden uzaktayım.
Ama şunu çok net görüyorum:
Bazıları makam için yaşar…
Bazıları hizmet için.
Ben hep hizmet için yaşadım.
Ömrümü, halkıma hizmete adadım.
23 yıl boyunca Avrupa Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi’nde en kıdemli Türk delegasyon üyesi olarak ülkemi onurla temsil ettim.
50 yılı aşkın belediyecilik tecrübemle yerel yönetimler üzerine toplamda 12 kitap yazdım ve hala hücremde parmaklarım yazmaktan ödem tutmasına rağmen, yazmaya devam ediyorum, devam edeceğim.
Çünkü hayat geçip gidiyor ama yazıya dökülen tecrübe kalıyor. Yazmak, bir bakıma hem yaşananları anlamlandırmak hem de geleceğe bir iz bırakmaktır.
Bizim bir sözümüz var:
Büyükçekmece’yi sadece bugünün değil, yarının da en yaşanabilir kentlerinden biri yapmak.
Bunu yaparken de yolumuz bellidir.
Cumhuriyetin değerlerinden, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği çağdaş uygarlık hedefinden ve halkımızın bize verdiği güçten asla vazgeçmeyeceğiz.
Çünkü biliyoruz ki;
Bir kenti gerçekten büyüten şey bilimdir, sanattır, kültürdür ve o kentin mutlu insanlarıdır.
Avrupa’nın yedi farklı şehrinin mimari dokusunu yansıtan yaşam alanlarıyla Büyükçekmece adeta bir açık hava müzesi haline geldi. İstanbul’un kesintisiz en uzun sahillerinden biri olan Kordonboyu ve aynı zamanda Avrupa standartlarında olan bisiklet yoluyla vatandaşlarımıza eşsiz bir yaşam alanı kazandırdık.
Türkiye’de bir ilk olan ve dünyada yalnızca Montreal ve Meksiko City’de bulunan Kentsel Şart uygulamasının üçüncü örneğini Büyükçekmece’de hayata geçirdik.
Katılımcı belediyecilik anlayışıyla projelerin ve bütçenin halkın doğrudan katılımıyla şekillendiği 2050 Vizyonu’nu hazırladık. Böylece bir ilçe belediyesi tarafından hazırlanan en kapsamlı gelecek planlarından birini ortaya koyduk.
Bilimsel çalışmalar sonucunda Büyükçekmece, Türkiye’nin ilk, Avrupa’nın ise tsunamiye hazır ikinci kenti olma özelliğini kazandı.
Bizim için görev, makamdan ibaret değildir, halkımıza karşı taşıdığımız sorumluluğun adıdır.
Beton yığınları yerine, olmazsa olmazımız yatay yapılaşma ile Batı Akdeniz mimarisinde yeşil, planlı ve insan odaklı bir şehir kurduk.
Bugün Büyükçekmece’de kişi başına düşen yeşil alan:
120 metrekareden fazla.
İstanbul ortalaması yaklaşık 7-8 metrekare.
Aradaki fark sadece rakam değildir.
Aradaki fark vicdandır.
Aradaki fark hizmet anlayışıdır.
Kentsel dönüşümün %70’ini tamamladık.
Ama biz dönüşümü rant için değil, insanımızın can güvenliği için yaptık.
1999’dan bu yana ilçemizde ve ilçe sınırlarının dışında 36’dan fazla okul yaptık.
Rahmetli Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel bana dedi ki:
“Sen Okulcu Hasan’sın.”
Bu söz benim için bir unvan değil…
Bir ömrün özeti.
Çünkü biz biliyoruz:
Bir ülkeyi ayakta tutan beton değil, eğitimdir.
TÜYAP burada yükseldi.
Hayalini kurduğum TV Kulesi burada yükseldi.
Çünkü ben şuna inanırım:
“Belediye başkanı hayalleriyle yaşar.”
Ama benim hayallerim hiçbir zaman rant olmadı.
Benim hayallerim hep insan oldu.
26 yıldır süren festivalimiz…
11 kez dünyanın en iyi festivali seçildi.
Yüzlerce ülkeden binlerce sanat elçisi bu şehirde, Büyükçekmece’de buluştu.
Çünkü biz dedik ki:
Sanat birleştirir.
Kültür barıştırır.
Sevgi yaşatır.
Ve hep birlikte el ele tüm dünyaya haykırdık:
“Sevgi birbirimize; barış hepimize!”
Edirne’den Ardahan’a, Türkiye’nin en ücra köşesine; Balkanlar’dan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne kadar, Cumhuriyetimizin sarsılmaz temellerini ve milletimizin Atatürk sevgisini simgeleyen Atatürk büstleri ve anıtlar armağan ettik.
Şimdi soruyorum:
Benim suçum ne?
35’ten fazla okul yapmak mı?
25’ten fazla kamu binası kazandırmak mı?
Cami, Cemevi ve İbadethane yapmak mı?
Vatandaşın önce can güvenliğini düşünüp, bir kenti depreme hazırlamak mı?
Yoksa…
Ranta teslim olmayan bir belediye başkanı olmak mı?
İnsanı merkeze alan sosyal belediyeciliği savunmak mı?
Ben hayatım boyunca şunu yaptım:
Şehrimi planladım.
İnsanı merkeze aldım.
Hizmeti esas aldım.
25 yıldır muhalefetteyim.
500’den fazla denetimden geçtim.
Kendi kendimi denetlettirdim.
Çünkü ben şuna inanırım, şunu bilirim:
Hizmetin temeli sevgidir.
Belediyeciliğin temeli insandır.
Bugün bir hücredeyim.
Ama şunu herkes bilsin:
Benim vicdanım özgür.
Benim başım dik.
Burada karıncalarla ekmeğimi paylaşıyorum.
Onlar bile durmadan çalışıyor…
Düşüyor…
Kalkıyor…
Yoluna devam ediyor.
İşte hayat budur.
İşte mücadele budur.
İnsanı durdurabilirsiniz…
Ama hizmet aşkını asla!
Ben yürümeye devam edeceğim:
Bir çocuk için…
Bir okul için…
Bir ağaç için…
Bir şehir için…
Ve bu ülkenin onuru için!
İnanıyorum:
Bir gün yine meydanlar dolacak.
Çocuklar gülecek.
İnsanlar birbirine sarılacak.
Ve o gün geldiğinde biz yine söyleyeceğiz:
“Halka hizmet, hakka hizmettir !”
Ama bugün…
Son kez soruyorum:
Neredeyse 11 aya yakın iddianamesi bile yazılmamış bir insan neden tutsaktır?
Yüce Allah buyuruyor ki:
“Adaletten ayrılmayın.”
Ben de sadece bunu istiyorum:
ADALET!
7 kez üst üste halkın oyuyla seçilmiş, ömrünü halka hizmete adamış bir belediye başkanı olarak soruyorum:
Halkın iradesi mi yargılanıyor?
Yoksa hizmet mi cezalandırılıyor?
Eğer bir suçum varsa;
Yazın!
Açıkça yazın!
Millet görsün!
Yazın da ne yazarsanız yazın!
Ben buradayım.
Kaçmadım.
Saklanmadım.
Hesap vermekten hiçbir zaman sakınmadım.
Sevgi ve saygılarımla…
Dr. Hasan Akgün
Büyükçekmece Belediye Başkanı
Silivri
GÜNÜN SÖZÜ
Açlık mı var, aaaaa…
Sürünen emekli mi
var, aaaaa…
El koymalar mı var, aaaaa…
Adalet mi var, aaaaa…
Medya mı var, aaaaa…
Muhalefet mi var, aaaaa…
İktidar da yok ki…
Ahmet ÜSTÜN

